NATO’ya Hayır, Dünya Bizim Evimiz!

4 Nisan, NATO’nun kuruluş yıldönümü. Egemenlerin gözünde bu tarih bir “güvenlik” ve“istikrar” günü olarak sunuluyor olabilir. Ama halklar için NATO, savaşın, yıkımın, militarizmin ve emperyalist müdahalelerin adıdır.

NATO kurulduğu günden bu yana dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmedi. Tersine,halkları birbirine düşman eden, silahlanmayı büyüten, savaş bütçelerini şişiren, ülkeleriaskeri üslerle kuşatan, doğayı ve yaşamı askerileştiren bir düzenin taşıyıcısı oldu.“Savunma” adı altında yürütülen bu siyaset, gerçekte sadece sermayenin, büyük güçlerin vejeopolitik çıkarların savunusudur.

Türkiye’nin 1952 yılındaki NATO üyeliği ve Soğuk Savaş boyunca IMF ve Dünya Bankasıgibi kurumlarla eşgüdümlü ilerleyen ekonomik normlar gereği silahlanma ekonomisineyapılan tüm yatırımlar bu yıllardan günümüze yaşayan tüm kuşakların sağlık, eğitim verefah bütçesinden alınarak yapıldı.

Türkiye’nin NATO içindeki rolü, bu savaş politikalarının doğrudan bir parçasıdır. Üsler, askerianlaşmalar ve dış politik tercihler; halkların değil, iktidarların ve sermayenin çıkarlarınahizmet etmektedir. Bu coğrafyada barışın yolu, militarist ittifaklardan değil, halkların ortak mücadelesinden geçer.

Silahlanmaya ayrılan bütçeler büyürken; eğitim, sağlık, barınma ve sosyal haklar için kaynakyok deniyor. Oysa savaş politikaları yoksulluğu derinleştirir, emeği değersizleştirir ve halklarıgüvencesizliğe mahkûm eder.

NATO’nun güvenliği, halkların güvensizliğidir

NATO’nun yürüttüğü savaşlar ve müdahaleler; Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Afganistan’danAfrika’ya kadar geniş bir coğrafyada milyonlarca insanın yerinden edilmesine, kentlerinyıkılmasına ve yaşam alanlarının yok edilmesine neden oldu. Bu müdahaleler sadecebugünü değil, halkların geleceğini de ipotek altına aldı.

NATO’nun sınır güvenliği dediği şey, göçmenlerin ölümüdür. NATO’nun istikrar dediği şey,halkların iradesinin bastırılmasıdır. NATO’nun caydırıcılığı dediği şey ise daha fazla silah,daha fazla tehdit, daha fazla savaş hazırlığıdır.

Üstelik NATO sadece halklara değil, gezegenin kendisine de karşıdır. Savaşlar iklim kriziniderinleştirir. Askeri harcamalar kamusal kaynakları yutar. Fosil yakıta dayalı savaş makinesihem doğayı hem emeği hem geleceği talan eder. Atmosfere salınan ve İklim krizine sebepolan zararlı gazların dünya çapında %5’inden orduların sorumlu olduğu açıklandı.Bombalarla, üslerle, işgallerle, sınır rejimleriyle kurulan bir dünya düzeni yaşamı değil ölümübüyütür, savaş politikaları tüm türlerin yaşam hakkını da tehdit eder.

Dünya generallerin, silah tekellerinin, emperyalist ittifakların değil; halkların, emekçilerin,kadınların, gençlerin, göçmenlerin, çiftçilerin, yoksulların, yani onu gerçekten yaşatanların evidir.

Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz:

NATO’ya hayır!

Savaşa hayır!

Silahlanmaya hayır!

Emperyalist müdahalelere hayır!

Bizim ihtiyacımız olan şey daha fazla askeri ittifak, yığınak, yatırım değil; barış, adalet, eşitlikve ekolojik bir gelecek.

Bizim güvenliğimiz, halkların kardeşliğinde; bizim savunmamız, ortak yaşamı savunmaktadır.

Dünya bizim evimiz.

Evimizi savaşa, yıkıma, militarizme, NATO’ya teslim etmeyeceğiz.

Tüm halkları, emek ve demokrasi güçlerini, kadınları, gençleri ve ekoloji hareketlerini;savaşa ve militarizme karşı ortak bir mücadelede buluşmaya çağırıyoruz.

Barışı birlikte kuracağız. Yaşamı birlikte savunacağız.